Kültür, Eğitim ve Sosyal Yard. Derneği
Ziyaretçiler
Bugün : 9 IP : 54.227.41.242 Tarayıcı : Aktif Ziyaretçi : 0 Toplam : 2968
Resimler
Takvim
Ekim 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Sayfa İstatistikleri

Yalnızbağ ın Tarihi.

       TARİHİ ONLAR YAZDILAR, BİZLER OKUYORUZ…. Onlara rabbimden merhamet diliyorum.

                                                                                                    Ahmet DUMLU hocamın katkıları ile.
 

Yalnızbağ Erzincan ovasının kuzey batı çıkışında Sivas, Erzincan ve Gümüşhane yol ayrımının hemen yanında yer alan bir yerleşim biriminin yani eskilerin deyimi ile köyün şimdilerin ise belde yerleşim yeridir. Yalnızbağ isminin nereden geldiği kesin olarak bilinmemek ile köy arazisinin çok geniş olması ile köyde bulunan bağ ve bahçelerin sanki sahipsizmiş gibi görülerek YALNIZBAĞLAR veya YALNIZBAĞ ismini aldığı söylenmektedir.

          Yalnızbağ Erzincan’dan batıya doğru çıkarken 10 km. uzaklıkta bir yerleşim yeridir. Batıdan gelirken de Sakal-tutan Geçidini geçer geçmez artık ovaya inilir inilmez bağ ve bahçeleri ile sol tarafta sizi karşılayan ilk yerleşim yeridir.

           Yalnızbağ(lar) Kafkaslar dan gelen TÜRK-İSLAM nüfusunun kurmuş olduğu bir yerleşim yerinin adıdır.Bizlerden önce Rum ve Ermeni nüfus ta bulunmaktaydı.14.yüzyılda bu bölgede kurulanan köyler için de en fazla TÜRK nüfus Yalnızbağ da bulunmaktaymış.

           Prof.Dr. İsmet MİROĞLU hocamızın "Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası" isimli eserinde 1520–1566 yılları arasında Osmanlı kayıtlarındaki köyler incelenirken 2 köyden ( Vartinik-Yalnızbağ )bahsetmekte dir. Adı geçen eser de şöyle denilmektedir.      "VARTİNİK : 1516′da 3 hane;1530′da 2 hane,1 mücerred,1 nöker 1 nökerzade;1591′de 14 hane, 24 mücerred müslüman nüfusu vardı.mahsülleri buğday, arpa, darı, pamuk, bal, meyve ile bostan ürünlerinden ibaretti.Hasılı 1516 da 3500, 1530 da 3550, 1591 de 9000 akçe idi.Köyün 1/4 malikhane hissesi, Erzincan daki Tahartan (Mutahharten ) bey medresesine vakfedilmişti.Burada bir de değirmen mevcuttu." "YALNIZBAĞ: 1516 da 6 hane müslüman ve 26 hane, 3 mücerred hristiyan; 1530 da 2 hane müslüman ve 22 hane, 8 mücerred hristiyan; 1591 de 2 nefer müslüman ve 81 nefer hristiyan nüfusa malikti.Mahsülleri buğday, arpa, darı, orum, pamuk, şıra, bal, meyve bostan ürünlerinden ibaret olup, hasılı 1516′da 9000, 1530′da 9110, 1591′de 24500 akçe idi." ( Adı geçen eserin 115nci sayfası.) (Başbakanlık arşivleri-İstanbul, 60 nolu Tapu tahrir defterinin 168 nci sayfası.)                Yalnızbağ ın yerleşim yeri olarak 1500 lü yıllarda olduğu tarih kayıtları ile ispatlanmıştır.1500 lü yıllarda köy şimdiki Doğusan Boru Fabrikasının karşısında bulunan Vartinik dediğimiz derenin içinde kurulu imiş. Burada hemen tepenin üzerinde Kalecik dediğimiz mevkide bir de küçük bir kalenin olduğu bilinmektedir. Bu kalede şimdi bile irili ufaklı su ve malzeme küpleri hala topraktan çıkmaktadır. Bugün kü Atatürk Orman Çiftliğinin olduğu yerde bir Rum’un dağın üzerinde bir göl yaparak sebze yetiştirdiği söylenmektedir. Yaylada sağılan hayvanların sütleri de pişmiş tuğladan yapılan adına KÜNT dediğimiz borular vasıtası ile aşağıya indirildiği de söylenmektedir. Burada bulunan yerleşim yerinin bir kasaba büyüklüğünde olduğu çarşı ve pazarının olduğu hatta bir hamam ın dahi olduğu söylenmektedir. Hatta büyüklerimiz derenin içinde ki hazinenin daha sonraki yıllarda sökülüp götürüldüğü söylemektedir. Bu bölgede Milleti Sadık’a denilen Ermeni nüfus ta bulunmaktaymış. Bunlar ya kendi rızaları başka yerlere taşınmışlar ya da 1915 te TÜRK MİLLETİNİ ve TÜRK ORDUSUNU arkadan vurmaları neticesin de başka bölgelere teçhir edilmiştir. Söylenildiği gibi hiç bir zaman soy kırıma maruz bırakılmamışlardır. Dinimiz ve töremiz gereği bu asla olmaz da olamaz da. TÜRK MİLLETİ ASİL BİR MİLLETTİR. ASLA SOY KIRIM YAPMAMIŞTIR. Ama Ermenilerin yaptıklarını halen bile büyüklerimiz ve tarih anlatmaktadır.

Köylümüz olan Necati GÜLTEPE abimiz Osmanlı Arşivlerinde Genel Müdür Yardımcısı olarak  uzun yıllar çalışmıştır.(Ama belde tarihi ile ilgili en ufak bir yardımda dahi  bulunmamıştır.) Kendisi Osmanlı arşiv bölümünde Yalnızbağ’la ilgili şu bilgiyi kitabında yazmıştır.:"Halen arşivlerde araştırma yapanlar iyi bilirler ki biz şu anda da bu kayıtlara dayanarak mesela; Erzincan’ın Yalnızbağ köyünde 1642 yılında yaşayan Abas oğlu Deli Haydar’ın sahip olduğu çifti çubuğu; çoluğu, çocuğu, verdiği vergi, sahip olduğu büyükbaş hayvan sayısı, varsa vukuatları, temayüz etmiş vasıflarına kadar öğrenme imkanına sahibiz. Bu imkân Osmanlı bürokrasisinin yönettiği coğrafyanın tamamı için geçerlidir."

               Bölgeye TÜRK İSLAM nüfusunun gelmesi ile bugünkü Yalnızbağ ın yeri de yavaş yavaş yerini almıştır. Aşağı mahalle mezarlığından çıkan bazı mezar taşlarının bölgede TÜRK-İSLAM medeniyetinin bir mührü niteliğindedir. Türklerin Kafkaslar üzerinden gelip yerleşmesi ile hayat canlanmıştır.

           Köyümüzde lakapları ile tanınan sülaleler vardır. Bu sülaleleri şöyle sıralayabiliriz: KASIMOĞULLARI, KEÇELİLER, ABASOĞULLARI, KÖRAHMETOĞULLARI, ALTINBAŞGİL’LER, LORÇUGİL’LER, GÖMLEKSİZLER,DEĞİRMENCİOĞULLARI,  GEDİKGİL, BEYAHMETGİL, KARAKELLE’LER, MURABUT’LAR, ŞAHBAZGİL’LER, MOLLAGİL’LER, FOSGİL’LER, KARAAHMETGİL’LER, AHMETÇAVUŞGİL’LER, KİRİZGİL’LER , SEMERCİGİL’LER ve TAŞTANOĞULLARI, İMAMGİL’LER,   ………. gibi lakapları ile tanınan sülaleler vardır. (EKSİĞİMİZ İÇİN ÖZÜR DİLER, HATAM VARSA DÜZELTECEĞİMİ BELİRTİRİM….)

     

         1914 1.Dünya savaşı yıllarında Rus işgali ile köy boşalmış olup 23 TEMMUZ 1916 Çarşamba günü işgal edilen Erzincan da Ermeniler ve Ruslar tarafından işgal yağma ve katliama girişilmiştir. ÇIKIŞ YALNIZBAĞ DAN, VARIŞ AYYILDIZLI SANCAĞIN DİBİ. Köy nüfusu muhacir olmuş devlet tarafından  KAYSERİ  KIRŞEHİR  veya TOKAT -NİKSAR ÇEVRESİNE yerleştirilmiştir. Bazı aileler ya tamamen dönmüş yâda kısmen dönmüş ailenin bir kısmı orada kalmıştır. Gültepe ailesinden bazıları arada kalmış 2000 li yıllara kadar halen irtibatlarını telefonla sağladıklarını Recep GÜLTEPE amcamızdan ve oğullarından işittim. Mensubu bulunduğum Murabut sülalesinin bir kolu KIRŞEHİR e, diğer kolu ise Niksar a yerleştirilmiştir daha sonra ailenin tamamı Yalnızbağ a dönmüştür ama ne dönüş. Açlığa yokluğa ve boş bir köye dönüş. 13 ŞUBAT 1918 de Binbaşı HALİT BEY (Deli Halit Paşa) idaresindeki milis kuvvetleri ile Güney den Fırat nehrini geçip Erzincan a girerken; Yalnızbağ’dan az ilerde bekleyen YERHAN’dan hareket eden düzenli ordu birlikleri ile Erzincan ın ilk kurtarılan köyü olan Yalnızbağ da özgürlüğüne kavuşmuştur.

           1915 Yılı Şubat ayında şehrimizi ziyaret eden bir subayımız anılarında Erzincan ve Yalnızbağ dan şöyle bahsetmektedir.: "Çardaklı Dağları’nı, kar ve tipi arasında oldukça zahmetle geçerek, Erzincan’ın yazlığı olan Yalnızbağ’da geceyi geçirdikten sonra, yüksek kubbeli camisiyle çok uzaklardan görülen Erzincan’a erkenden vardık. Anadolu’nun ortasında böyle bir şehir bulunacağını hayal bile edemezdim. Temiz olmamakla beraber, geniş sokaklar, muhteşem resmi binaları, halkın misafir severliği, bizde çok güzel duygular yarattı. Meşrutiyet’ten önce 4. Ordu’nun merkezi olması burasının imar görmesine sebep olmuş, birkaç da fabrika kazandırmıştır. Bir kaç arkadaşla deri ve kösele fabrikasını gezdik, Avrupa malı ayarında sağlam mal çıkardığını gördük. Dayanıklı kumaş yapan çuha fabrikasını, uzakta bulunduğu için göremedik." (Birinci Dünya Savaşı’nda bir yedek subayın anıları, Faik Tonguç; İş Bankası Yayınları Nisan 1999)

Yine O günleri ordumuzda bulunan zabitlerimiz den biri de şöyle anlatıyor." Erzincan’a Doğru

Sabahın erken saatlerinde tabur hazırlandı; her sabah rus siperlerinin gerisinde bulunan zeminliklerden yanan ocakların dumanı görüldüğü halde, o gün duman görmediğimiz gibi, siperler üzerinde de hiçbir canlı göremedik. Ruslar çekilmiş miydi yoksa? … Yine de öncü tertibatı alarak siperlere yaklaştık. Evet, siperlerde de zeminliklerde de kimse yoktu. Ruslar geceden çekilip gitmişlerdi. Biz yürüyüşe devam ediyorduk, fakat karın çokluğundan yürüyüş çok müşkül oluyor, karları göğüsleye göğüsleye yol alıyorduk. Hareket ettiğimiz günün akşamına kadar ancak 15 kilometre yol alabilmiştik.

         Asker neşelenmiş, sefaleti, yorgunluğu unutmuş, bir an evvel şehir ve kasabalarımızı işgal etmek, oradaki vatandaşlarımızı Ermeni katliamından kurtarmak istiyordu. Şubat’ın 15 ve 16’ıncı gün ve gecelerini yürüyerek, Erzincan’ın 10 kilometre mesafede bulunan Yalnızbağlar köyüne girdik. Burası büyük bir köy olmasına rağmen, halkı tamamen muhacir olup gittiği için, Ruslar köyün bütün evlerini söküp, enkazını cepheye taşıyarak zeminlik yapmışlardı. Köyde bir çatı altı bulamadık. Geceyi evlerin harabelerinde geçirerek ertesi gün yani 17 Şubat 1918’de Erzincan’a hareket ettik. Erzincan civarında zayıf bir Ermeni kuvveti ile karşılaştık. Yarım saatlik bir müsademeden sonra Ermeniler epeyce zayiat vererek kaçtılar. Erzincan’a girdik ve ilk faciaya şehirde şahit olduk. Ruslar çekilince, Rus Ermenileri halktan ele geçen birçoklarını şehit etmişlerdi. Sokak aralarında ölülerle karşılaştık. Türk askerinin şehre girdiğini anlayan, evlerine ve mahzenlere saklanmış olan halk, meydana çıkıp askere yardımcı olmaya başladılar."

    KAYNAK: Rıfat ERDAL; Bir Yedek Subay’ın 1. Dünya Harbi Hatıraları; Hayat Tarih Mecmuası; Sayı: 8; Eylül 1971; Doğan Kardeş Matbaacılık Sanayi A.Ş. Basımevi; İstanbul, 1971; s.76,77. ( A.Y.K. Arşivi )

 

Kazım Karabekir Paşa anlatıyor:

“14 Şubat’ta Erzincan’ı aldık. Ermeniler pek az karşı koydular. Güzel yapılar ve kışlalar yakılmıştı. Bazılarını içini insanlarla doldurup yakmışlardı. İçi cesetlerle dolu kuyular çoktu. Müfrezem 22 Şubat’ta Mamahatun’u (Tercan) işgal etti. Burada sağ kalan kimse bulunamadı. Ermeniler bütün ahalisini öldürüp büyük çukura doldurmuşlardı. Her taraf yanıyordu. Aşkale ve Yeniköy’de de aynı manzara vardı. 20 Şubat’ta Bayburt’a geldik. Buradaki cenazeler insanın aklını oynatacak kadar çoktu. Bütün çocuklar süngülenmiş, yaşlılar ve kadınlar samanlıklara doldurulup yakılmış, gençler baltalarla parçalanmıştı. Çivilere asılmış ciğer ve kalpler görülüyordu. Bunları görünce, Erzurum’daki kardeşlerimizin imdadına koştuk. 11–12 Mart’ta Ilıca ve Erzurum’u aldık. Erzurum’da öyle acıklı manzaralar gördük ki insanı, insanlıktan iğrendiriyordu. Halk gözyaşı ile şuraya buraya koşuyor, kimi babasını, oğlunu süngülenmiş veya yakılmış buluyordu. Birçok sokaklarda hiç hayat görülmüyordu. Yerlerde çocuk, kadın, yaşlı kanlar içinde yatıyorlardı. İstasyon sanki bir mezarlık, ölülerini dışarıya fırlatmıştı…”

1918 bahar ayları ile ( ALLAH BİR KAPI AÇAR DİYEREK VATANINA ) geri dönmeye başlayan  Yalnızbağlılarçok zor günler geçirmiş hayatı ve köyü yeniden kurmuşlardır. Evleri sökülen ve yakılan halk; yokluk fakirlik ile de mücadele etmişlerdir. Kurtuluş savaşında her türlü zorlukla mücadele eden TÜRK MİLLETİ ile beraber YALNIZBAĞ LILAR da orduya asker ve elbise yardımında bulunmuşlardır.

Eski Sivas Erzincan yolu YALNIZBAĞ da eski yol dediğimiz tarihi İPEK YOLU köyümüzün içinden geçmekte idi. Bu yol Vartinik deresinden ve Çardaklı deresi tarafından gelir, aşağı mah. dediğimiz Çıtaklı mah( ÇITAK. ESKİ BİR TÜRK BOYU OLUP, KARGI TAŞIYAN SÜVARİ VEYA KAHRAMAN ASKER ANLAMINDA ANADOLUNUN BİRÇOK YERİNDE ÇITAKLI İSİMLİ MAH.LLERİMİZ MEVCUTTUR.) geçer ve şimdilerde taş köprü dediğimiz Çukurkuyu beldesinin üstünden Calabuzur(Keklik kayası) un altından Demirkent Beldesinin altından şehre girermiş. Atatürk 1919 da Erzurum Kongresine giderken ve dönüşte Yalnızbağ aşağı mah.(ÇITAKLI MAH) durmuş ve köylülerle tek tek tokalaşmış vatanın kurtulacağını anlatmıştır. Yanında ve uzun yıllar hizmetin de  bulunan YALNIZBAĞ LI Salih ÇAVUŞ BUNU  BİRÇOK KEZ ANLATMIŞTIR.

  YALNIZBAĞ’LILARIN Sakarya savaşı sonrasında uzun menzili topların, doğu cephesinden batı cephesine nakli sırasında ve cephanenin nakli sırasında birçok fedakârlığı ve emeği olmuştur.

1927 yılında Erzincan ın nüfusu 16.000 dir.1935 yılında köye ilkokul yapılmıştır. Köyümüzden Ahmet DUMLU hocamız da köy enstitülerinin ilk mezunları arasında yerini alacaktır. Köyümüz okuma yazmaya önem vermiştir. Şu anda Yalnızbağlılar devlet dairelerinde doktor ve mühendisi ile memur ve müdür kadrosu ile temsil edilmektedir. Yine 1935 li yıllarda şu anda kullanılan yol, bağ ve bahçeler içinden ağaçlar kesilerek yol açılmıştır. 29 Ekim 1938 de Demiryolu Erzincan’a ulaşmıştır artık.

 

            1939 DEPREMİ YALNIZBAĞ ın ve ERZİNCAN’IN miladı gibi olmuştur. 27 Aralık 1939 çarşamba günü gece saat 01.57 de deprem olmuş şehir tamamen yıkılmış bu deprem de 40.000 insanımız bir gecede terki dünya eylemiştirler. Konuşulurken deprem den önce veya sonra hala denilir.

Fakat bu büyük depremden önce 21.11.1939 tarihinde saat 10.48 de merkez üssü Tercan- Erzincan olan 5,9 ölçeğinde bir deprem daha olmuş 43 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu depremden 1 ay bile geçmeden büyük deprem (zelzele) dediğimiz deprem olmuştur. Kuzey Anadolu Fay hattın da bulunan şehrimiz de dünya da hala konuşulan; 7,9 büyüklüğünde ama 9 şiddetinde dünyanın en şiddetli depremi ile yüzleşmiştir.Erzincan dan Amasya ve Kastamonu ya kadar 340 km uzunluğunda kırılan fayda bir çok yerde hasara ve yıkıma neden olan deprem de YALNIZBAĞ DAN 425 kişi bir gece de ölmüş Erzincan tamamın da 40.000 İNSAN BİR GECE DE DİĞER ALEMLERE yürümüş ve ŞEHİT olmuşlardır.

İşte Haşim Hikmet Erciyaş’ın Erzincan 1939 depremiyle ilgili yazdığı anılar: "1939 yılı, ben 14 yaşında Erzincan yatılı askeri okul öğrencisiyim. Ailem benden çok uzakta. Babam; şarkta Rus sınırında, Piyade Tabur Komutanı olarak görevliydi. 25 Aralık günü gece saat 02.00. Dışarıda aşağı yukarı 30 cm kar var. Isı -10 derecenin çok altında. Yatakhanede, biz öğrenciler uyurken bina üzerimize sekiz şiddetinde bir depremle çöktü. Ne olduğunu anlayamadık. Her şeyi çok net hatırlayamıyorum. Bir kaç arkadaşımla birlikte blok halinde bir tarafa yatan duvar aralığında kendimi buldum. Ne kadar zaman geçtiğini hatırlamıyorum, ama bir müddet sonra üzerimizde ince pijamalarla üşümeye başladık. Ve herhalde biraz hareket edebildik ki, etraftaki yıkıntılardan ve belki de ölenlerin üzerinden alarak paltolar bulup giydik.  Daha sonra ekmek parçaları bulup yedik ve gazoz bulup içtik. Enkaz altında bu şekilde bir gün kaldık, ama daha çok gün kalmış da olabiliriz. Dışarıda bizi kurtaracak hiç kimse yok. Erzincan’ın dünya ile hiç bir bağlantısı yok. Demiryolu tünelleri çökmüş. Kar yolları kapatmış. Yardım gelmesi imkansız. O zamanlar karayollarında motorlu taşıt araçları yok denecek kadar azdı. İlk olarak yirmi saat sonra şehrin kuzeyinden, Piyade Alayı askerleri yardıma geldi. Yattığım yatakhanede 36 kişiydik. Benim de içinde olduğum sekiz kişi kurtarıldık. Türkiye’nin depremden günler sonra haberi oldu. Babam durumu öğrenince, Şarktan izinli olarak gelmiş, fakat kar ve tipiden dolayı Erzincan’a ulaşamamış, Erzurum’da kalmış. Postane yıkıldığı için, telefon ve telgraf çalışmıyor. Babama da haber "Cenazenizi almaya gelin!" diye verilmiş. Enkazdan çıkarıldıktan sonra sekiz gün karların arasında aç ve perişan bir vaziyette yardım bekledik.  Türkiye Cumhuriyeti Devleti sekiz gün sonra yardıma gelebildi. Yıkıntıların bir kenarında büyükçe bir ateş yakıldı. Üzerine büyük bir kazan kondu. İçine her çeşit hayvan kemiği doldurularak kaynatıldı. Günlerce bu kemik suyu sağ kalanlara tasla dağıtıldı. Vejetaryen olduğum için, bu bana büyük bir işkence oldu. Hayatta kalmak için, sürekli olarak kemik suyunu ağzıma doldurup tükürdüm. Her yer cenazelerle dolu ve kurtulanların büyük kısmı da ağır yaralıydı. Ben ve az sayıda arkadaşım, hiç bir yara almadan şans eseri kurtulduk. Erzincan’ın nüfusu 12.000 kişi, ölü sayısı ise 10.000 kişi. Depremde ölenlerin toplam sayısı ise 50.000′e yakındı. Bu deprem Türkiye’de kaydedilen en büyük deprem idi. Deprem sonrası okul hemen Konya’ya nakledildi. Okula Konya’da devam ettik ve mezun olduk".Binaların kerpiçten yapılması ve kış mevsiminin olması ölü sayısının artmasına neden olmuştur. Her aileden 2-3 kişi ancak kurtarıla bilmiştir. Ülkede ulusal yas ilan edilmiş yardımlar soğuğa karşı mücadele eden halka yardımlar ancak iki gün sonra ulaştırılmıştır.

Kurtulanlardan bazıları da soğuk tan ölmüşlerdir. Mesela mensubu bulunduğum MURABUT SÜLALESİN DEN bir gece de 17 kişi toprağın kara bağrına ŞEHİT olarak diğer âlemlere göç eylemişlerdir. Rahmetli babam Yaşar VAR 2-3 gün enkaz da kurtarılmayı beklemiş, donmak üzere iken kurtarılmıştır. Yine yaralı olan dedemin soğuktan donup ölmemesi için ahbun dediğimiz mal gübrelerinin içine gömülerek bekletilmiştir. Köyümüzden o sırada Erzincan da askerlik yapan gençlerimizin gelmesi ile can kaybı azalmıştır. Koca sülaleden 9 aylık Zeki amcam, 4yaşındaki Nuriye halam ve 6 yaşındaki babam 3 çocuk ve 1 yaşlı kadın ve 2 erkek geri kalmıştır.Öylede olmuş ki aileden kimse kurtarılamamış.

Hani derler ya bize de bir FATİHA YOK mu diyen kimsesizler arasına karışan aileler de olmuştur.Evimizin bahçesinde babamın dayısı Hamdi,halası Fadime ve 2 oğlu (Rahmi ve Hilmi ) 4 ü tek bir mezarda hiç ayrılmamasına yan yana yatmaktadırlar. TÜM ŞEHİTLERİMİZ ve ÖLMÜŞLERİMİZ ADINA ALLAH RIZASI İÇİN EL FATİHA…

 

           Köyde birbirine bağlılık hısım ve akrabalık bu tarihten sonra gittikçe zayıflamıştır. Çünkü yeni gelen nesil hısım ve akrabalığı iyi öğrenememiş kim kiminle ne düzey de akraba olduğunu bilmemiştir. İşte bu yüz den deprem Erzincan için bir MİLATTIR. BİR BAŞLANGIÇTIR. Depremleri araştırırken depremin kültür, aile hayatı ve sosyal hayata olan etkileri de araştırılmalıdır.

1939 depremde yıkılan okul ilk fırsatta yeniden açılmıştır.1959-61 yılları arasında köye kadastro girmiştir. Yeni yol bağ ve bahçelerin içerisinden geçirilerek bu gün kü yerini almıştır.1940 yılından itibaren yaralar yeniden sarılmaya başlanmış ama gidenlerin yeri de bir türlü doldurulamamıştır. Daha sonra ki yıllar tek parti döneminin baskısı, 2 nci Dünya savaşının vermiş olduğu sıkıntı ve kıtlık yılları dediğimiz zor ve sıkıntılı yıllarının mücadelesi şeklinde gitmiştir.1978 yılında Ahmet DUMLU hocamın katkıları ile TARIMSAL KALKINMA KOOP. KURULMUŞ HALEN FAALİYETLERİNE DEVAM ETMEKTEDİR. Köyün altı büyük mahallesi vardır o yıllarda. Bunlar; Aşağı mah, Çıtaklı mah. Orta sokak, Halilullah Mah, Yukarı mah. ve Vankbağı mahalleleridir.

 

         1970 li yıllardan sonra Yalnızbağ ın köklü aileleri köydeki arazilerini satarak şehre yerleşmeye başlamışlardır. Şimdiler de Erzincan da vede TÜRKİYENİN BİRÇOK YERİN DE YALNIZBAĞ lı olduğunu bilen ama köyü hiç görmeyen YALNIZBAĞ lılar mevcuttur ve vardır. Boşalan köy GÜMÜŞHANE // KELKİT ten göç almış nüfus hızla artmaya başlamıştır. Beldemiz büyüklerinden Halit ÖZKAN amcamızın bana anlattığına göre:" Bir gün dükkânına mal almak için İstanbul da bulunduğu sırada Erzincan’dan söz açılır. Adamın biri Halit amcamızın Yalnızbağ lı olduğunu öğrenir ve kenara çeker sorar: "—Hemşerim biz de Yalnızbağ’lıyız babam Yalnızbağ’dan Erzincan’dan gelmiş. Şimdi biz Kürt müyüz, yoksa Türk müyüz diye sormuş."Halit amcamız da" Yalnızbağ da hiç kürt ün yaşamadığını bir Kafkas kökenli Türk köyü olduğunu" söylemiş. 

İnsanlar zaman ile kimliğini ve benliğini de unutuyor demek ki. Siz evlatlarınıza köyü ve köy tarihini anlatın ve okutun ki asıllarını ve benliklerini unutmasınlar. Ben tanımıyorum bilmiyorum da ama Sanatçı Gönül YAZAR, Aysel GÜREL ve Müjde AR da bizler de YALNIZBAĞLAR danız demiş televizyonda.Zalim yıllar insanları gurbete atmış ve benliklerin den de koparmış.

           Rüzgâr da ki dal olmayın nereden geldiğinizi ve kim olduğunuzu asla unutmayın.

Yine 1970 li yıllarda köy yolu seçimler öncesin de sıcak asfalt ile kaplanmıştı. O yıllarda köye elektrik ve su da geldi. Mahalle çeşmeleri uzun yıllar varlığını sürdürdü. Daha sonra körlenen mahalle çeşmeleri sadece Vank Mah. akmaktadır.1980 li yıllarda, Kelkit ten gelen göç daha da hızlanmıştır.

 

              13 Mart 1992 depremi ile köy tekrar 40 a yakın insanını şehit vermiştir.1998 yılında Köyümüz yanındaki HILIR(DEREYURT) ın Yalnızbağ a bağlanması ile köyümüz Belde Belediyesi  olma sıfatını kazanmıştır. Mimar Sinan Mah, Yeni Mah. ve Esentepe mahallesi ile Yalnızbağ 3 mahalle ve Hılır (Dereyurt ) ile 4 mahalleden oluşmuştur artık Yalnızbağ.

 

2007 sayımında 2387 nüfusu ile Erzincan a 10 km. mesafe si ile Yalnızbağ ın artık şehirden bir farkı kalmamıştır.2009 seçimlerinde ilk belediye başkanı seçilmiştir.  Arazinin tamamı sulana bilir ve tarıma elverişli arazidir. Tarlaları birbirine paralel diyebileceğimiz 4 sulama kanalı ile sulanmaktadır. Bunlar DÜK hargı ( arkı ), NURALI hargı, BEY hargı ve en kuzeyde HACEYZ hargı olarak sulama yapılmaktadır. Köy içindeki bahçe ve bağlarımız da Değirmen deresi e Çarhanek mevkiin den gelen su ile sulanmaktadır. Arazi de sulama sıra üzeri olurken bahçe ve bağlar da herkesin haftanın belirli gün ve saatte sabit bir suyu vardır. Herkes zamanı geldiğinde suyunu bağlar ve sular.

Arazide aklınıza gelen tüm sebze ve meyveler yetiştirilmektedir. Damlama sulama 2007 yılından itibaren beldemiz de kullanılmaya başlamıştır. Turgay GÜLTEPE abimiz bu işin öncüsü olmuştur. Beldemiz de krom, kömür ile alçı ve kireç madeni çıkmaktadır. Hayal meyal hatırladığım kadarı ile Kireç ve alçı madeni 1970 li yıllara kadar Rahmetli Etem KARAKELLE tarafından ilkel usuller ile çıkarılıp satılmakta idi.

Beldemiz de ARAZİ İSİMLERİ şöyledir: Köy altı, Ceviz oluk, Aşağı ve Yukarı Kuşkonmaz, Vartinik, Söğüt dibi, Kırlar ve Tandır Toprağı, Abdo Gevarı, Yar Kenarı ve ŞEHİTLİK Mevkisi ( Bu Mevkide 1916 yılının da Ruslar Kelkit üzerinden gelip Yalnızbağ çıkışında yolu kesince Muhacir olan halka ateş açmış Çardaklı çayı günlerce kan akmış, çok sayıda insanımız şehit olduğu için bu isim verilmiştir.

 

YALNIZBAĞ IN YAYLA, MESİRE ve ZİYARET ALANLARI İSE ŞÖYLEDİR.:

Bir Cevap Yazın